Dayanışmanın Anlamı

    Mülteciler Günü’nde, mültecilerle dayanışmanın, hayalleri gerçek kılmanın tek yolu olduğunu hatırlamalıyız. Suriye deki savaştan kaçıp Hatay a gelen sığınmacılar, zor koşullarda yaşıyor.

    ‘‘Dünya Mülteciler Günü’nde, uluslararası toplumun dayanışma ve külfet paylaşımının önemini tekrar vurgulamalıyız. Mülteciler evlerinden mahrum edilmiş olabilirler ancak onları geleceklerinden mahrum etmemeliyiz.” Bu sözler, 2010 Dünya Mülteciler Günü için BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un yayınladığı mesajdan alındı. Ve yine bu yıl, 20 Haziran, Dünya Mülteciler Günü’nü işaret ediyor.

    Mülteci algısı

    Bugünün amacı ne olmalıdır ve hareket halindeki ve sığınma talep eden bu insanlar kimlerdir? Mülteciler ve göçmenler çoğu zaman, yasadışı göçmenler, servet avcıları, suçlular ve kurbanlar olarak “yaftalanırlar”. Bunda medyanın da rolü var. Bu tanımlar, toplumun mültecilere ve göçmenlere yönelik algı ve tutumunu oluşturmanın yanı sıra bu alanda geliştirilen ve uygulanan politikalara da yön veren, farklı tipteki duygu ve gerekçeleri temsil ediyor. Mültecilerin ihtiyaç duyduğu destek için gerekli masraflar veya sayılarını kontrol altında tutmaya yönelik tedbirlerin öne çıkarılması, bu insanları, siyasallaştırılmış nesneler ve uluslararası ilişkilerde “pazarlık” konuları haline indirgiyor ve bu yolla, kamuoyu görüşünün temelini oluşturan toplumun bilincine sızıyor. Bu şekliyle “dayanışma” kavramı, gerçekten mültecilerle dayanışmaktan uzaklaşıp uluslararası platformda ülkelerin “yük paylaşımı” anlamına geliyor.

    Mültecilerle birlikte göçmenlerin siyasete nasıl “alet edildiği”, Hollanda’da Geert Wilders’in başkanı olduğu Özgürlük Partisi (Partij voor de Vrijheid – PVV) tarafından 2009’da hazırlanan göçün ülkeye maliyetine ilişkin bir soru önergesiyle görülebilir. Dönemin Hollanda hükümeti böylesi bir maliyet hesabını yapmayı reddetse de, söz konusu önerge göçmenlerin, göç ettikleri ülkeye maliyetleri ve sağladıkları faydaya ilişkin hararetli bir kamusal tartışma başlattı.

    Mülteci insandır

    Mültecilerin uluslararası düzeyde nasıl bir pazarlık konusu olduğu, Avrupa Birliği (AB)- Türkiye ilişkilerine, özellikle de Türkiye’nin Avrupa dışından gelen mültecileri kabul edip etmemesine ilişkin tartışmalara ve geri-kabul anlaşmaları müzakerelerine bakıldığında daha görünür hale gelir. Aynı şekilde, AB içinde de bu pazarlıkların devam ettiğini, sınırlarından mülteci girişi olan ve AB dış sınırlarını oluşturan ülkelerin diğer üye ülkelerden, mültecilere ilişkin yük paylaşımı talep ettiklerini görüyoruz.

    Gerçekten de uluslararası göçü düzenleyebilmek için ülkelerin birbirleriyle görüşmeleri ve anlaşmalar yapmaları gerekli. Çıkarlar çatıştığında ise, uluslararası politikada, “kota” ve “maliyet” bilançolarıyla konuşmak da kaçınılmaz hale geliyor. Ancak bir ülkenin politikacıları ve vatandaşları olarak, tartışılan konunun insan olduğunu unutmamalıyız. Sizin ve benim gibi insanlar. Sadece ekonomik bir yük olarak algılanmaması gereken insanlar. Mülteciler de annedir, babadır ve çocuktur. Mülteciler işçidir, avukattır, öğretmen ya da doktordur. Mülteciler sadece mağdur değildir. Kendi yetenekleri, kapasiteleri, umutları ve rüyaları olan insanlardır.

    Yeni Gineli bir mültecinin Türkiye’de bana söylediği gibi: “İki elim var, çalışmak istiyorum ve bana kalacak yer sağlayan Türkiye’ye ben de bir şeyler vermek istiyorum.” Gerçekte Türkiye’de çalışma izni almak bir sığınmacı için imkansıza yakın ve bu nedenle bu kişiler kimi zaman kayıtdışı çalışmak zorunda kalıyorlar. Bu onları “yasadışı”, “servet avcısı” ya da “suçlu” yapar mı? Türkiye bu alandaki temel uluslararası sözleşmeyi (Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 1951 Cenevre sözleşmesi) çekinceli olarak imzaladığı için Avrupa dışından gelenlere “mülteci” statüsü tanımıyor. Dolayısıyla Asya ve Afrika’dan gelen kişiler Türkiye’de “sığınmacı” olarak bir süre kaldıktan sonra, BMMYK tarafından, ABD ya da Avrupa ülkelerine yeniden yerleştiriliyor. Türkiye’de yaklaşık 16 bin sığınmacı bulunuyor. Ki bu rakama son haftalarda Suriye’den gelen yaklaşık 10 bin kişi dahil değil. Avrupa’dan Türkiye’ye gelen ve “mülteci” sayılan kişi sayısı 50 civarında.

     

    Olumsuz damgalama

     

    Hollanda’da bir mülteci, gündelik hayatını kolaylaştırmak için bisiklete binmeyi öğrenmek istemişti, neredeyse herkesin yaptığı gibi. Bisikletini satmak isteyen bir kadınla görüşmeye beraber gittik. Bisikleti denemek istediğinde ise kadın bana dönerek sordu: “Peki ya bisiklete binip kaçarsa? Bunlara hiç güvenemezsin.”

    Mülteciler topluma uyum sağlamak ve yeni bir hayat kurmak için çaba sarf ederlerken, güvenilmez olarak damgalanmaları utanç verici. Tek başına bu kadın suçlu değil elbette, ancak yukarıda bahsedilen mültecilere yönelik “olumsuz damgalamaların” kamuoyunu ve politikaları nasıl etkilediğini gösterir bu örnek.

    Kamuoyu tartışmaları, tanımın ardındaki gerçek kişilere bakmadan, mültecilere yönelik olumsuz kavramlar üzerinde oluşturulursa, mültecilerle dayanışma asla gerçekleşemez. Bu Dünya Mülteciler Günü’nde, mültecileri toplumlarımıza kabul etmenin bir yük olmadığını ve mültecilerle dayanışmanın, hayalleri gerçek kılmak için tek yol olduğunu hatırlamalıyız.

    MARIEKE WISSINK / Mültecilerle Dayanışma Derneği

    Bu yazı 19.Haziran.2011 tarihinde Radikal Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

    Follow Us

    Recent Posts

    ©2016 Tüm hakları saklıdır. Mültecilerle Dayanışma Derneği.

    User Login