İHEB’in 60. Yılında; Dünyada ve Türkiye’de İltica Hakkı Aranıyor!

    Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve artık son yıllarda tüm ülkelerde kamu ve sivil toplum kuruluşları tarafından gittikçe artan yoğunlukta etkinlikler ile değerlendirilen 20 Haziran Mülteciler Gününün bir kez daha dünyada ve Türkiye’de mültecilerin sorunları ile yüzleşmemiz, bu konu hakkında daha ciddi düşünmemiz, sorunları doğru tespit ederek çözüm yolları bulmak adına uğraş vermemiz adına çok önemli bir fırsat olduğunu düşünüyoruz.

     

    İnsanlık tarihinin her döneminde devam edegelen bir olgu olarak karşımıza çıkan iltica olgusu şüphesiz son yıllarda da dünyada, Avrupa’da ve Türkiye’de önemini yitirmedi. Üstelik son yıllarda yaşanan Afganistan ve Irak işgalleri, başta Somali ve Sudan olmak üzere Afrika’nın birçok ülkesinde yaşanan iç çatışmalar, bir çok Orta Asya ve Orta Doğu ülkesinde görülen insan hakları ihlalleri birçok insanı ülkesinin dışında güvenli ülke arayışlarına itti. Geçtiğimiz yıl önceki yıllara kıyaslandığında iltica ve göç yollarında belirgin bir artışın yaşandığı bir yıl oldu.

     

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yeni açıkladığı 2007 rakamlarına göre, Dünyadaki mülteci, sığınmacı, yerinden edilmiş kişilerin ve vatansızların sayısı, 2001-2005 arasındaki beş yıllık bir düşüşten sonra 2007′de yeniden tırmanışa geçti. 2007 sonunda dünyada savaş ve zulüm gibi nedenlerle zorla yerinden edilmiş insanların sayısı yaklaşık 67 milyon. BMMYK sorumluluğu altında olan mültecilerin sayısı 2006′da 9.9 milyon iken 2007′de 11.4 milyona çıktı. Bu sayıya 4.6 milyon Filistinli mülteci dahil değil. Mülteciler dışında yine aynı sebeplerle ülkelerinden ya da evlerinden ayrılmak zorunda kalan 26 milyon kişi ile BMMYK’nın ilgilendiği insan sayısı 2007 sonunda 31.7 milyon. Bunların yaklaşık %50′si kadın; 18 yaşın altında olanların yüzdesi ise 44. Menşe ülke olarak mülteci üreten ülkelerin başında Afganistan geliyor (3 milyon; %27); bunu 2 milyon ile Irak; 552.000 ile Kolombiya; 523.000 ile Sudan; 457.000 ile Somali izliyor. 2007′deki artış büyük ölçüde Irak yaşanan çatışmalardan ve istikrarsızlıktan kaynaklanıyor.

     

    En çok mülteci kabul eden ülkelerin başında ise sanıldığı gibi sanayileşmiş, zengin ülkeler gelmiyor. Mültecilerin sığındığı ilk beş ülke Pakistan (2 milyon), Suriye (1.5 milyon), İran (964.000), Almanya (579.000) ve Ürdün (500.300). Görüldüğü gibi, ilk beş içinde sanayileşmiş sadece bir ülke var. Sanıldığı gibi mülteciler kendi bölgelerini terk edip, zengin ülkelere, bölgelere gitmiyorlar. Mültecilerin %83 ila %90′nı komşu ülkelere kaçıyor. BMMYK sorumluluğundaki 11.4 milyon mülteciden sadece 1.6 milyonu (%14) kendi menşe bölgeleri dışında yaşıyor. 2007′de silahlı çatışmalar yüzünden ülkesinde yerinden edilmiş kişilerin (IDP) sayısı 2.5 milyon artarak 26 milyona ulaştı. Doğal felaketler yüzünden evlerini terk eden insanlarla birlikte ülkesinde yerinden edilenlerin sayısı toplam 51 milyonu buldu.

     

    İç çatışmalar, savaşlar, siyasi çözümsüzlüklerin yoğun olarak yaşandığı başta Kolombiya (3 milyon), Irak (2.4 milyon), Demokratik Kongo Cumhuriyeti (1.3. milyon), Uganda (1.2 milyon) ve Somali (1 milyon), toplam 23 ülkede 13.7 ülkesinde yerine edilmiş insan mevcut. Çatışmalar yüzünden ülkesinde yerinden edilmişlerin sayısı Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Sri Lanka, Yemen’de de artmakta. 2007′de toplam 647.200 kişi sığınma başvurusu yaptı. Son dört yılda ilk defa sığınma başvurusu yapanların sayısında bir artış yaşanıyor. Sığınma başvurusu yapan Iraklıların sayısı 52.000; ardından 46.100 ile Somalililer geliyor. En çok başvuru yapılan ülkeler ise sırasıyla, A.B.D., Güney Afrika, İsveç. 2007 yılı içinde Irak vatandaşları tarafından Yunanistan’a yapılan iltica başvurularının kabul oranı %0.01.

     

    BMMYK tarafından 3. ülkelere yapılan başvuru 99.000 ile son 15 yılın en yüksek rakamına ulaştı. Ama dünya mülteci nüfusunun %1′den daha azı üçüncü bir ülke tarafından kabul edildi. 2007 sonuna kadar 75.300 mülteci, başta ABD, Kanada, Avustralya, İsveç ve Norveç olmak üzere 14 yeniden yerleştirme ülkesi tarafından kabul edildi. Vatansızların sayısında 2007′de 3 milyon azalma var. Bunun başlıca nedeni, Nepal’in yaklaşık 2.6 milyon kişiye vatandaşlık vermesi ve Bangladeş’teki değişiklikler. Şu anda dünyada yaklaşık 12 milyon vatansız olduğu sanılıyor.

    Türkiye’de ise Nisan 2008 sonu itibariyle BMMYK’ya kayıtlı 13.385 kişi var. Bunlardan 8.055′i mülteci statüsü kazanmış ve üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi bekliyor; 5.330 sığınmacının ise dosyası halen karara bağlanmamış. Türkiye’deki mülteci ve sığınmacıların geldiği ilk dört ülke, Irak (%41), İran (%31); Somali (%11) ve Afganistan (%7). 2007′de yeni iltica başvurusu yapılan BMMYK ofisleri içinde Türkiye Ofisi 7.600 başvuru ile Kenya ve Malezya BMMYK ofislerinden sonra en fazla başvuru yapılan 3. ofis oldu.

     

    Dünyadaki iltica ve göç yollarında genellikle varış bölgesi olarak görülen Avrupa’da uzun bir süredir kıtanın etrafının hukuksal argümanlar ve yeni sınır güvenlik önlemleri ile bir “kale” gibi korunduğu artık kimsenin saklamadığı bir gerçek. Öyle ki, 11 Eylül ve 11 Mart olaylarından sonra “güvenlik” gerekçesiyle oluşturulan yeni düzenlemeler birçok sığınmacı adayının iltica prosedürlerine ulaşımı önünde çok ciddi engeller oluşturmakta. Pek çok insan bu yıl 60. yıldönümünü kutladığımız İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin (İHEB) 14. maddesinde temel bir insan hakkı olarak tanımlanan “iltica hakkına” ulaşım macerasında oldukça olumsuz ve kötü sonuçlara ulaştı. Artık hemen her gün duyduğumuz ölüm ve yaralanma olayları insanlık ailesi adına içimizi kanatmakta.

     

    Fortress Europe isimli internet sitesinin derlediği bilgilere göre 1988′den beri Avrupa sınırları boyunca en az 12.347 insan öldü. Bunların arasında denizde kaybolan 4.490 kişi de var. Sadece Akdeniz havzasına bakmak bile durumun vahametini ortaya koyuyor. Akdeniz ve İspanya’ya uzanan Atlantik Okyanusu’nun sularında ölenlerin sayısı 8.637. Libya ve Tunus’tan gelip Malta veya İtalya ulaşmaya çalışanlar 2.791 kişi Sicilya Kanalı’nda hayatını kaybetti; bunların arasında 1.749 kayıp da var. Cezayir’den Sardinya’ya gitmeye çalışan 70 kişi boğuldu. 4.132 kişi Moritanya, Fas ve Cezayir’den yola çıkıp İspanya’ya gitmek isterken Cebelitarık Boğazı’nda ya da Kanarya Adaları açıklarında öldü; bu insanlar arasında 2.060 de kayıp bulunmaktadır. Ege Denizi’nde 896 kişi hayatını kaybetti; bunlardan 461 tanesinin cesedine ulaşılamadı. Arnavutluk, Karadağ ve İtalya arasındaki Adriyatik Denizi’nde 603 kişi öldü, bunların 220′si kayıp.

     

    Denizler sadece iğreti teknelerle, şişme botlarla geçilmeye çalışılmıyor. Kayıtlı vapurlarda ve kargo gemilerinde saklanan 148 insan da havasızlıktan veya boğularak hayatlarını kaybettiler. Türkiye’de de her ne kadar en çok Ege Denizinde yaşanan trajediler ve “yollarda yakalananlar” medyada haber konusu olsalar da şüphesiz konunun boyutları bu vak’alarla sınırlı değil. Türkiye, doğudan batıya, güneyden kuzeye sığınma arayışında olan önemli bir nüfus hareketi güzergahı üzerindedir. Bu nedenle sığınma arayışında bulunan insanlara nasıl bir prosedür ile koruma alanı oluşturduğunun bilinmesi hayati öneme sahip bir konudur. 2005 yılına kadar Türkiye’de göreli iyileştirmelerin gözlendiği bu alanda 2005 yılından bu yana (belki de AB üyelik müzakere sürecinin de duraklama dönemine girmesi ile) mevzuat ve idari uygulamalar olarak olumsuz bir gidişin varlığına inanmaktayız. 2005 yılında kabul edilen İltica ve Göç Alanına İlişkin Ulusal Eylem Planının (UEP) oluşturduğu iyimser hava dağılmış, 2006 Yönetmelik değişikliği ve 2006 Genelgesi ile desteklenen mevzuat düzenlemesi ile uygulama belirgin bir şekilde sığınmacılar aleyhine bir gelişme göstermiştir.

     

    Geçtiğimiz yıl da Türkiye’de sığınmacıların hukuki ve sosyal hakları konusunda hemen hiçbir iyileştirmenin sağlanmadığı, hatta bazı alanlarda ciddi kötüye gidişlerin yaşandığı bir yıl olmuştur. İçlerinde BMMYK tarafından mülteci statüsü de tanınmış birçok sığınmacı Non-refoulement (geri göndermeme) ilkesinin ihlali sayılacak şekilde zorla sınırdışı edilmişlerdir. Bunlardan bir kısmının sınırdışı işlemleri Türkiye’de sığınmacıların hakları konusunda çalışan bireysel avukat ve insan hakları örgütlerinin girişimleri ve daha çok AİHM prosedürü takip edilerek engellenebilmiştir. Geçtiğimiz yıl bu konuda AİHM’nin Türkiye’ye yönelik verdiği tedbir kararları hakkında en önemli yıl olmuştur. Ancak tüm bu gayretlere rağmen Türkiye’nin Ege Denizinde Yunanistan’dan şikayetçi olduğu “illegal sınırdışı” iddiaları ilk kez Türkiye’nin doğu sınırında Türkiye aleyhinde de iddia edilmiştir.

     

    Hatırlanacağı gibi, 23 Nisan 2008′de Türkiye devleti güvenlik güçleri tarafından kayıtdışı ve hukuksuz olarak Irak’a sınırdışı edilmek üzere Habur yakınlarında Dicle Nehri’ni yüzerek geçmeye zorlanan 18 kişiden 4′ü akıntıya kapılarak boğulmuş ve hayatlarını kaybetmişlerdir. Ölen 4 kişiden birinin BMMYK Türkiye Ofisi tarafından uluslararası hukuka göre “mülteci” olarak tanınmış bir İran vatandaşı olduğu; ayrıca nehri geçmeye zorlanan 18 kişi arasında BMMYK tarafından “mülteci” olarak tanınmış 4 kişi daha rapor edilmiştir. Türkiye halen bu olay hakkındaki soruşturmasını tamamlayıp
    kamuoyuna ve kendisinden açıklama bekleyen hak örgütlerine sonuçları paylaşmamıştır.

     

    Yabancıların tutulu bulunduğu birçok il ve ilçedeki “misafirhanelerde” geçtiğimiz yıl içinde oldukça ciddi şikayetler dile getirilmiştir. Geçtiğimiz günlerde Kırklareli’nde yaşanan olayda da görüldüğü üzere “misafirhanelerdeki” koşullar artık ciddi olarak masaya yatırılması gereken devasa bir sorun olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra iltica prosedürüne erişimin önündeki onca engeli aşarak iltica prosedürüne girebilen kişiler için uygulanan “uydu kentlerdeki” zorunlu iskanlara yönelik sosyal sorunların geçtiğimiz yıl için de devam ettiği gözlenmiştir. Ancak geçtiğimiz yıl içinde birçok uydu kentte sivil bir inisiyatif ile oluşan platform ve yardım dernekleri geçtiğimiz yılın olumlu gelişmeleri olmuştur. Ancak bu kentlerde yaşayan sığınmacıların artık “tahammül edilemez” iltica prosedür süreçlerinin neden olduğu sorunlar ciddi olarak etkili olmaya devam etmektedir.

     

    Türkiye’nin artık daha fazla gecikmeye fırsat vermeksizin iltica hukuk ve uygulamasına ciddi bir çeki düzen vermesi gerekmektedir. Konu hakkındaki iyileştirmeler AB üyelik müzakere sürecinden bağımsız olarak temel bir insan hakkına saygı gösterilmesi kapsamında ele alınmalıdır. Türkiye’ye sığınan insanların hukuksal ve sosyal hakları uluslararası evrensel mülteci hukukunun kriterleri gözetilerek yeniden düzenlenmelidir. Bunun için öncelikle iltica hakkı Anayasal koruma altına alınmalı, UEP’nında da taahhüt edildiği gibi evrensel standartlara uygun bir İltica Yasası çıkarılmalı, SSGSS Yasası mülteciler yanısıra sığınmacılar ve sığınma başvurusunda bulunanlar ile ikincil korumaya alınan yabancılara da uygulanacak şekilde kapsamı genişletilmelidir. Çok büyük oranda fiili olarak yargısal denetimin dışında kalan iltica prosedürüne ilişkin kararlara otomatik yargısal denetimi getiren yasal düzenleme oluşturulmalıdır. Buna bağlı olarak iltica prosedürüne erişimdeki fiili engeller ortadan kaldırılmalı, özellikle “yakalanan kişilerin” prosedüre erişimi konusundaki mevcut idaredeki önyargılara artık bir son verilmelidir. Sığınmacıların sosyal ve hukuki sorunlarının çözümü aşamasında artık daha fazla rol sahibi olmaya istekli ve aday olan insani yardım ve insan hakları örgütlerine gerekli kolaylıklar gösterilmelidir. Türkiye’ye sığınan bu insanların tüm haklarının sağlanması konusunda devlet, toplum birimleri ve bireyler olarak kurumsal, insani ve ahlaki sorumluluğumuz bulunduğu biran akıldan çıkarılmamalıdır.

    Mültecilerle Dayanışma Derneği

     

    ©2016 Tüm hakları saklıdır. Mültecilerle Dayanışma Derneği.

    User Login