Mülteciler Türkiye’de Halen Yeterli Korumadan Mahrum

    20 Haziran Mülteci Günü tüm dünyada ve Türkiye’de mülteci olgusunun ve mültecilere ilişkin sorunların hatırlanması ve bunların tartışılması adına önemli bir fırsat sunuyor. Ancak dünyada ve Türkiye’deki gelişmelere bakıldığında bu alana ilişin çok fazla iyimser olmamızı gerektirir gelişmelerin olmadığını görüyoruz.

     

    Bugün dünyada 40 milyon kişi hareket halinde ve bunların 10 milyonu mülteci. Türkiye’de ise 15 bin civarında kayıtlı mülteci var.

     

    Dünyanın sorunlu olan birçok bölgesindeki işgal ve iç savaşlar, insan hakları ihlallerindeki yoğun uygulamalarda hiçbir iyileşme olmadığı gibi sürekli yeni sorunlu alanlar açılmakta. Son olarak Kırgızistan’da baş gösteren olaylardan sonra, daha önce Özbekistan’dan Kırgızistan’a sığınmak zorunda kalan 100.000 civarındaki Özbek’in tekrar Özbekistan’a sığınmak üzere bu ülkeden kaçmaları ,gözleri yeniden Orta Asya’daki insan hakları ihlallerine ve mültecilerin sorunlarına çevirmemize  sebep oldu.

     

    1951 Mülteci Sözleşmesine coğrafi sınırlama ile olsa dahi taraf olan Türkiye ise bir süredir bu alanda belki de tarihinin en önemli değişikliğini yapmak üzere bir hazırlık içinde bulunuyor. Bugüne dek mültecilerle ilgili herhangi bir yasası bulunmayan Türkiye, nihayet bir İltica Yasası hazırlığı ve İltica ve Göç Dairesi kuruluşu çalışmaları içine girdi. Bunlara bağlı olarak Yabancılar Yasası ile Yabancıların Seyahatleri Hakkındaki Kanunda da önemli değişiklikler öngörülüyor.

     

    Son dönemlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhinde ard arda çıkan kararlar da, mülteci haklarının korunması için devletin harekete geçmekte daha fazla gecikmemesi gerektiğinin altını çiziyor.

     

    İltica ve Göç Bürosu’nun çalışma vizyon ve perspektifinin umut vaad ettiğini düşünmekle birlikte, hazırlanan veya hazırlandığı düşünülen yasa taslaklarının halen bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri ile paylaşılmamış olması, bu yasaların da –benzeri pek çok yasa hazırlık sürecinde görüldüğü gibi- sivil toplum ile istişare sürecinin bir sonucu olarak çıkarılmayacakları, konunun her zaman olduğu gibi güvenlik ve siyaset kriterleri baz alınarak düzenleneceği endişeleerimizi güçlendiriyor. Mülteci Yasası ve bağlı diğer düzenlemeler devlet güvenliği değil, insan güvenliği eksenli olmalıdır.

     

    Dünya Mülteciler Günü’nü, Türkiye’de mülteci haklarının korunmasıyla ilgili kaygılarımızı bir kez daha dile getirmek için fırsat biliyor ve hükümete gerekli değişikliklerin vakit geçirmeden yapılması için çağrıda bulunuyoruz:

     

    Mart 2010’da yayınlanan genelgeyle ihtiyaç halindeki mültecilerden “ikamet harcı” alınmaması öngörülmüşse de, uygulamada bu insafsız tutum devam ediyor. Sığınma talebinde bulunmuş mültecilerden ikamet harcı alınması uygulaması yasal düzenlemeyle acilen kaldırılmalıdır.

    Aynı genelgede, “yakalanan” kişilerin iltica başvurularının değerlendirilmesi yönünde talimat olmasına rağmen, prosedüre erişim sorunları bazı illerde halen devam ediyor.

     

    Son AİHM kararlarında da ciddi ve sert bir şekilde eleştirilen ve eski adıyla “misafirhane”,  yeni adıyla “geri gönderme merkezleri”nin yasal bir dayanağı yoktur ve bu merkezlerde tutulanlar insan hakları ihlalleri riskiyle karşı karşıyadır. Bu kapatılma yerlerinin sivil toplum denetimine açılması için bir an önce İşkenceye Karşı Sözleşme Seçmeli Protokolü onaylamalıdır.

     

    Yunanistan, Almanya ve AB ile yürütülen Geri Kabul Anlaşmaları süreci kaygı vericidir. Avrupa ülkelerinde ve özellikle Yunanistan’da etkin ve adil bir iltica prosedürüne erişemeden, birçok potansiyel mültecinin istenmeyen birer eşya gibi Türkiye’ye gönderilmesi için vize muafiyeti karşılığı pazarlık konusu yapılması insan hakları açısından kabul edilemez. Hükümetin benzer anlaşmaları Doğu ve Güney komşu ülkelerle yapma girişimleri ise kaygılarımızı daha da arttırıyor. Bu konudaki sürecin şeffaf olarak yürütülmesini talep ediyoruz.

     

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Temsilciliği’nin mülteci statüsü belirleme işlemleri tahammül sınırlarını çok aşan bir zaman sürecinde devam ediyor ve statü almış mülteciler üçüncü ülkeye yerleştirilmek için uzun süre beklemek zorunda kalıyor. Bu sorunun çözümü için BMMYK ve mülteci kabul eden ülkeler gerekli tedbirleri acilen almalıdır.

     

    Son olarak, Habur’da sınırdışı edilirken ölen mülteci ve yabancılar, Van’dan illegal olarak sınırdışı edilen Özbek mülteciler, Beyoğlu Emniyet binasında öldürülen Festus Okey ve 13 yıl önce İran sınırında kasten kurşuna dizilerek öldürüldüğü iddia edilen 40 mülteci vakalarında ya hiç ya da gerektiği gibi etkin soruşturma ve dava süreci işletilmediğini hatırlatmak istiyoruz. Bu olaylarla ilgili kovuşturma ve yargılama sürecinin şeffaf, etkin, adil ve ivedi yürütülmesini talep ediyoruz.

     

    Mülteci Hakları Koordinasyonu

     

    ©2016 Tüm hakları saklıdır. Mültecilerle Dayanışma Derneği.

    User Login