20 Haziran Dünya Mülteciler Günü Basın Açıklaması 20.06.2020

    Mültecilik, bir tercih değildir; evinden, yurdundan zorla yerinden edilmektir. Mülteciler keyfi nedenlerle terk etmez yurtlarını; zulüm, zorlama söz konusu olduğunda daha iyi standartlarda yaşamak için de verilmez evini, yurdunu terk edip belirsizliklere doğru gitme kararı. Yaşamak için, sevdiklerini yaşatmak için bir mecburiyettir mültecilik. Mülteciler evlerine dönsünler denildiğinde dönemezler; çünkü dönecekleri yerde ölüm vardır, zulüm vardır; yurtlarından ayrılma kararları gibi sığındıkları ülkelerde kalmaya devam etme kararları da çoğu zaman bir mecburiyettir.

     

    İlticaya erişim, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan temel bir haktır. İlticaya erişim, devletlerin sığınmak zorunda kalan insanlara bahşettiği bir lütuf, bir yardımseverlik değildir; mülteciler misafir değildir. Devletlerin ülkelerine gelen ve iltica başvurusu yapmak isteyen kişilerin başvurularını değerlendirme ve gerçekten zulüm riski varsa ülkeye kabul etme, insan onuruna ve insan haklarına yakışır bir yaşam sürdürmelerine imkan verme yükümlülüğü vardır. Bu bir tercih değildir, devletler açısından bir yükümlülüktür.

     

    Mülteciler, yaşamak için, güvenlik için başka bir ülkeye sığınır; ama asla sığıntı değillerdir. Onurlarıyla yaşamalarını sağlamak, hukuki bir statü vermek, ayrımcılığa uğramadan, nefret söyleminin, nefret saldırılarının hedefi olmadan, yoksulluğa ve yoksunluğa mahkûm bırakılmadan yaşamlarını sürdürmelerini sağlamak, yaşam, güvenlik, eğitim, sağlık, aile birliğinin korunması, adalete erişim, barınma gibi temel hak ve özgürlüklerine erişmelerini temin etmek devletlerin yükümlülüğüdür.

     

    Son on yılda zorla yerinden edilenlerin sayısı 41 milyondan 79.5 milyona çıktı; 45.7 milyonu kendi ülkesi içinde zorla yerinden edildi; 29.6 milyon başka bir ülkeye sığındı ve mültecilik statüsü aldı; 4.2 milyonu ise bu statü için hala bekliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verdiği resmi rakamlara dayalı bu sayılar ise yetersiz. Dünyada zorla yerinden edilen ancak kaydı yapılmamış çok daha fazla insan olduğu tahmin ediliyor.

     

    Mültecilerin %80’i temel ihtiyaçların dahi karşılanmasında zorluk yaşanan,  ekonomik sorunlar, iklim ve diğer doğal afetlerle mücadele etmek zorunda kalan ülkelere sığınmak zorunda kalıyor. Oysa bu başta ekonomik açıdan kalkınmış ülkeler olmak üzere tüm ülkelerin, tüm insanlığın ortak sorumluluğudur. Ancak zorla yerinden edilen insanların ilticaya erişimlerini, onurlu yaşamalarını ve temel haklara erişimlerini sağlamakla yükümlü olan devletler, bu yükümlülüğü yerine getirmemek için, askeri, ekonomik, siyasi, toplumsal her türlü yöntemi kullanarak mültecileri ülkede istenmeyen kişiler ilan ediyorlar; iç ve dış politika amaçları için onları bir araç, bir koz gibi kullanıyorlar.

     

    Yaşadığımız coğrafyada insanları zorla yerinden eden çatışma, savaş, insan hakları ihlalleri, zulüm bütün hızıyla devam ederken, sığınılan ülkelerde de zulüm ve yıldırma, yokluğa, yoksulluğa itme politikaları daha açık hale geldi. Türkiye bir yandan en fazla mültecinin yaşadığı ülke olmaya devam ederken bir yandan mültecilere mülteci dememekte, kalıcı çözüm, kalıcı statü ve hatta herhangi bir statü sunmamaya devam etmektedir. Mülteciler iç ve dış siyasette her gün daha çok araçsallaştırılıyor; yıldırıcı, ayrımcı, yoksullaştırıcı politikaların, tutumların önü alınmıyor. Sağlık hakkı kısıtlanan, Pandemi döneminde daha da yoksullaşan, ayrımcılığa uğrayan, uzaktan eğitime erişemeyen, kayıt bile yaptıramayan mülteciler görülmüyor. Yunanistan, sınırına gelen mültecilere ateş açıyor, gaz bombası kullanıyor, sığınma hakkını askıya alıyor, ülkesine gelenlere kötü muamele uygulayarak hukuka aykırı bir şekilde geri itiyor. Avrupa Birliği ise bunlara seyirci kalmaktan öte bir tutum takınarak bu ciddi ihlalleri, “Avrupa’yı korumak” gerekçesiyle desteklediğini açıklıyor. Uluslararası toplum, bu durum karşısında sessiz kalıyor.

     

    Başta Türkiye, Yunanistan, Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ülkelere çağrımız:

     

    • İlticaya erişim hakkına ve zulüm göreceği ülkelere geri gönderme yasağına saygı duyulması ve istisnasız uygulanması;
    • Mültecilerin ve göçmenlerin ülkeye girişlerinin askeri veya diğer yöntemlerle, şiddet kullanarak, baskı yaparak engellenmemesi; şiddet kullananların, ihlallere yol açanların cezalandırılması;
    • Mültecilerin insan onuruna ve insan haklarına uygun bir yaşam sürmeleri için gerekli önlemlerin alınması ve başta ülkeye erişim, hızlı bir şekilde kayıt ve kimlik belgesi verilmesi, güvenlik, adalete erişim, eğitim, sağlık, istihdama etkin erişim hakları olmak üzere temel hak ve özgürlüklere erişimin önündeki engellerin kaldırılması;
    • Mültecilerin kamu hizmetlerine erişiminde ve günlük hayatlarında karşılaştıkları ayrımcılık, nefret söylemi ve nefret suçlarının önüne geçilmesi ve sorumluların cezasız kalmasının önlenmesidir

    Toplumumuza ve tüm uluslararası topluma çağrımız ise:

     

    • İnsan hakları ve insan onurunun her şeyin üstünde geldiğinin;
    • Haklar ve özgürlüklerin “önce benim, önce bizim için değil herkes için” olduğunun;
    • Ayrımcılığın, nefret söyleminin bir suç olduğunun ve hepimize zarar verdiğinin;
    • Dayanışmanın herkes için gerekli olduğunun ve hepimizi özgürleştireceğinin hatırlanmasıdır.

     

     

    Saygılarımızla,

     

    Mültecilerle Dayanışma Derneği

    ©2016 Tüm hakları saklıdır. Mültecilerle Dayanışma Derneği.

    User Login