Basın Açıklaması: Yunanistan’dan Geri Kabul Edilen Kişiler: Peki Geri Kabul Edildikten Sonra?

    18 Mart 2016’da gerçekleşen AB – Türkiye zirvesinde, daha önce kabul edilen Ortak Eylem Planı doğrultusunda, 20 Mart 2016’dan itibaren Türkiye üzerinden Yunanistan’a düzensiz yollarla geçen ve Yunanistan’da sığınma talebinde bulunmamış göçmenlerin, 2001 yılında imzalanan Yunanistan – Türkiye Geri Kabul Protokolü çerçevesinde, Türkiye’ye iade edilmesine karar verildi.

    Söz konusu Ortak Eylem Planı çerçevesinde, 4 Nisan 2016’da 202 kişi ve 8 Nisan 2016’da da 124 kişi olmak üzere toplam 324 kişi Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderildi. İzmir Valisi Mustafa Toprak’ın yaptığı açıklamaya göre; Suriyeliler Adana’daki kabul merkezine gönderilerek, orada işlemleri yapılacak ve sınır dışı edilmeyecek iken, diğer ülke vatandaşları sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezinde idari gözetim altına alınacak. Nitekim iade edilen kişilerden Suriye uyruklu olmayanlar hızlıca Kırklareli Pehlivanköy’de yeni hizmete sokulan Geri Gönderme Merkezi’ne (GGM) gönderilerek, idari gözetim altına alındı.

    Her ne kadar AB yetkilileri, düzensiz yollarla Yunanistan’a giden herkesin hala sığınma başvurusu yapma hakkı olduğunu, Yunanistan’da sığınma talep eden herkesin sığınma taleplerinin tek tek inceleneceğinin ve bu incelemeler sonucunda sadece sığınma talebinde bulunmayanların, sığınma talebi kabul edilemez olduğuna karar verilenlerin ve talepleri reddedilenlerin Türkiye’ye iade edileceğini ve böylece uluslararası hukuka uygun olarak hareket edileceğinin altını çizmiş olsalar da, medyada yer alan haberlerde, iade edilen kişiler arasında Yunanistan’da sığınma talep etmek isteyen fakat bu talebi kayda geçmemiş kişilerin de Türkiye’ye iade edilmiş olabileceği iddiası yer aldı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) de bu iddiaların doğru olma ihtimalinin yüksek olduğunu vurguladı.

    Eğer sığınma talebi olan kişiler Geri Kabul Protokolü çerçevesinde Türkiye’ye iade edildiyse, temel bir insan hakkı olan sığınma arama hakkı devletler arasında imzalanan protokoller ve eylem planları ile insanların ellerinden alınmış ve hukukun üstünlüğü ilkesi anlamını yitirmiş demektir.

    Bu iddiaların gerçekliğini araştırmak, Türkiye’ye iade edilenler arasında sığınma talebi olanların bu taleplerinin kayıt altına alındığından emin olmak ve sınır dışı kararı alınmış ise bu kararın iptal için hukuki süreç başlatmak üzere Mülteci-Der olarak Kırklareli Barosu Adli Yardım Bürosu ile iletişime geçerek bu kişilerin adli yardıma ihtiyaç duyabileceklerini Baroya yazılı olarak ihbar ettik. Buna ek olarak, Mülteci-Der’den bir avukat Kırklareli’ne giderek bizzat Baro’nun adli yardım bürosu başkanı ile görüştü. Adli Yardım Bürosu, avukat ve bütçe yetersizliğini öne sürerek Mülteci-Der’in ihbarını sözlü olarak reddetti.

    Bunun üzerine Mülteci-Der avukatı Kırklareli Pehlivanköy’deki GGM’ye giderek kişilerle görüşmeyi talep etti. Avukatımız iki gün boyunca kişilerle görüşme talebinde ısrarcı olsa da, sonuç olarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün, Kırklareli İl Göç İdaresine verdiği “geri kabul edilenlerle ilgili bir çalışmamız var, bu nedenle onları bu çalışma bitene kadar avukat veya başka kişilerle görüştürmeyin” talimatı nedeni ile kişiler ile görüşmesine izin verilmeyerek, kişilerin kanunda güvence altına alınmış olan avukata erişim hakkı, hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın keyfi bir şekilde ihlal edilmiştir. İdare, avukatın kişilerle görüşmesini engelleyerek, hukuka aykırı hareket etmiş ve hukukun üstünlüğü ilkesi bir kez daha göz ardı edilmiştir.

    Bu gelişmeler göz önüne alındığında;

    AB’yi ve Yunanistan’ı:

    – İnsan haklarına dayanan politikalar izlemeye,

    – Bu Ortak Eylem Planı çerçevesinde yapılan iade işlemlerinin tek tek sığınma başvurularının esastan incelenmesine izin vermemesi ihtimali nedeniyle hak ihlallerinin doğma olasılığının yüksek olması ve toplu sınır dışının uluslararası hukukta yasaklanması nedeni ile iade işlemlerini durdurmaya,

    – Türkiye’nin göçmen ve mülteciler için güvenli bir ilk sığınma ülkesi veya güvenli üçüncü ülke olup olmadığını değerlendirirken Türkiye’nin 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne coğrafi sınırlama ile taraf olduğunu dikkate almasını ve bu nedenle Türkiye’nin bu alandaki uygulamalarını da göz önüne almaya,

    Türkiye’yi:

    – GGM’lerde tutulan kişilere Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) Madde 59’da tanınan “Yabancıya; yakınlarına, notere, yasal temsilciye ve avukata erişme ve bunlarla görüşme yapabilme, ayrıca telefon hizmetlerine erişme imkânı sağlanır” hakkına saygı göstermeye,

    -YUKK Madde 4’de belirtilen “hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez” hükmü doğrultusunda sınır dışı etme yasağına uygun hareket etmeye,

    – Yunanistan’dan iade edilen kişilerin sığınma talepleri varsa bu talepleri kabul edilemez başvuru olarak değerlendirmeyip, herkesin sığınma talebini kayıt altına alıp esastan etkili bir inceleme yapmaya,

    Baroları ve avukatları:

    – Yaşanan ve olası hak ihlallerini önlemek için hukuki çalışmalar yapmaya,

    – Özellikle sınır dışı edilmek üzere GGM’lerde tutulan kişileri bu merkezlerde ziyaret ederek hukuki danışmanlık ve adli yardım sağlamaya,

    – Sığınma başvuruları kabul edilemez olarak değerlendirilen, geri çekilmiş sayılan, reddedilen, hakkında sınırı dışı kararı alınan ve GGM’lerde tutulan yabancıların yaptığı adli yardım başvurularını kabul etmeye,

    davet ediyoruz.

    Bizi Takip Edin

    Son Yazılar

    ©2016 Tüm hakları saklıdır. Mültecilerle Dayanışma Derneği.

    User Login