|
Navi Pillay
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nden Radikal’e özel:
Denizde akıntıya kapılmış bir teknedeki çaresiz insanlara toksik madde muamelesi yapılamaz. Eskiden denizde zor durumdaki insanların hayatını kurtarmak içgüdüsel bir davranıştı. Günümüzdeyse böyle bir durumdaki teknenin göçmen ya da mülteci taşıdığı ihtimaline karşı diğer gemiler tüm yardım çağrılarını gözardı ederek geçip gidiyor. Liman yetkilileri onları, sanki tehlikeli atık taşıyan gemilermiş gibi yeniden tehlikelerle dolu denize çaresizlik içinde açılmaya zorluyor.
Geçtiğimiz ay bu yönde yaşanan en utanç verici olaylardan birinde, Libya’dan İtalya’ya gitmek amacıyla Akdeniz’i geçmeye çalışan birçok göçmen açlık ve susuzluk nedeniyle yaşamını yitirdi. Bildirildiğine göre olay şöyle gelişti: Malta makamları göçmenlerin gemisinin zor durumda olduğunu tespit etti, yiyecek, su ve yakıta ilave can yeleği verdikten sonra İtalyan muhataplarını konudan haberdar etti. Zayıf ve halsiz düşmüş bu kişiler yollarına devam etmeleri için serbest bırakıldı. Bu zorlu koşullarda sadece beşi hayatta kalmayı başardı ve İtalyan Sahil Güvenlik birimleri tarafından kurtarıldı. Malta hükümeti olayla ilgili olarak uluslararası anlaşmalara uygun hareket ettiğini söylüyor. Ancak yaptıkları, denizlerle ilgili uluslararası insan hakları yükümlülükleri ve standartlarının çok çok gerisinde kalıyor.
20 gün boyunca fark eden olmadı!
Afrika’yla İtalya arasındaki son derece işlek ve yoğun olarak denetlenen sularda söz konusu kazazedelere yardım elini sadece tek bir gemi uzatıyor. Demek ki diğer denizciler 20 gün boyunca denizde çaresizlik içindeki insanları taşıyan 12 metre boyundaki bir tekneyi fark edemiyor.
İnsan hakları savunucuları olaydan duydukları dehşeti vurgulamak ve yaşananları protesto etmek amacıyla, hükümetlere ve özel kuruluşlara denizde zor duruma düşmüş insanlara yardım etmenin sadece uluslararası deniz hukukunun getirdiği bir zorunluluk olmadığını, bunun aynı zamanda yolcuların statüsü ve yolculuk amaçları ne olursa olsun insani bir gereklilik olduğunu yüksek sesle hatırlatıyor.
Asıl sorumlu insan kaçakçıları
İnsan hakları yasaları fevkalade önem taşıyor. Öncelikle kişinin yaşama ve güvenlik hakkına saygı gösterilmesi gerekiyor. Bunun için de çaresizce hayatta kalma mücadelesi veren insanların gıda, su ve diğer gerekli tüm bakım ve koruma ihtiyaçlarının karşılanması önem taşıyor. Özellikle de BM Deniz Hukuku Sözleş-mesi, geçenlerde değiştirilen Denizde Yaşam Güvenliği ve Arama Kurtarma Sözleşmeleri ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün belirlediği kuralların uygulanması, denizlerde gerekli olan
ve görmek istediğimiz davranış biçimlerinin temelini oluşturuyor.
Hükümetlerin uluslararası sorumluluklarını göz ardı etmeleri sorunun sadece bir yönünü teşkil ediyor. Muhakkak ki bütün bu yaşananların baş sorumlusu, Akdeniz, Aden Körfezi, Karayipler, Hint Okyanusu ve daha bir çok başka yerde fütürsüzce insan kaçakçılığı yapan kişiler. Ülkelerin, kendi bandıralarını taşıyan gemilerin uluslararası standartlara uygunluğunu sıkı biçimde kontrol ederek gerekli özellikleri taşımayan gemi ve tekneleri denizlere açılmaktan alıkoymaları büyük önem taşıyor. İnsan kaçakçılığını da önlemeleri ve yasaklamaları gerekiyor. Ayrıca, şüpheli gemilerde inceleme yapan devletlerin bu gemilerdeki yolculara statüleri ne olursa olsun insanca ve insan onuruna uygun bir biçimde davranması bekleniyor. Ancak göçmenleri ve mültecileri taşıyan tekneleri geri çevirmek için hükümetlerin yürüttüğü uygulamalardan dolayı, kapasitesinden fazla yolcu taşıyan tekneler ve yolcuları bazı durumlarda tehlikeyle karşılaşabiliyor.
İnsan hakları askıya alınamaz
İltica başvurusunda bulunanlar ve göçmenler dahil hiç kimsenin kendi ülkelerinin dışında bir yere seyahatleri esnasında veya gidecekleri yere ulaştıklarında insan haklarının askıya alınamayacağının net bir biçimde kabul edilmesi gerekiyor.
Göçmenlerin insan hakları korunamadığında, gemi kaptanları ve denizcilik şirketleri de zor durumdakilere yardım etmeyi ve merhamet duygularını bir yana bırakarak, onları kurtarmalarının kendileri için yaratacağı mali yükü düşünmeye başlıyor. Mültecileri kurtaran gemilerin limanlara yanaşması hükümetler tarafından ne kadar çok yasaklanırsa, mültecileri taşıyan gemilerin zor duruma düştüğünü gören kaptanlar da o kadar çok başlarını başka yöne çevirmeye zorlanıyor. Hükümetlerin mültecileri kurtardığı için gemilerin limanlara yanaşmalarına veya yüklerini boşaltmaya izin vermemeleri şirketlere milyonlarca dolara mal olabiliyor. Zor durumdaki yolculara, uluslararası hukuk ve insani duygular içinde yardım ettikleri için övgü alacakları yerde haklarında yasal işlem yapılan balıkçıların durumu, insanların cesaretinin nasıl kırıldığını açık ve seçik bir biçimde ortaya koyuyor.
Yardım etmeyene ceza verilmeli
Milyonlarca insanın daha iyi bir yaşam için hayatlarını ve güvenliklerini tehlikeye atarak uluslararası sınırları geçmeye çalışması, günümüz dünyasının en büyük insan hakları sorunlarından biri. Devletlerin, denizlerde hayatların kurtarılmasına yarayabilecek kural ve standartların tam olarak hayata geçirilmesi için daha hızlı ve kararlı hareket etmeleri şart. Herşeyin ötesinde, denizlerde zor durumdakilere yardım etmeyi reddedenler, mutlaka bu davranışlarının sonuçlarından sorumlu tutulmalı. (BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Radikal’e özel)
|