Kayiki Hareketi

jNews Subscriber Module

Uye listesi


Receive HTML?

Home Yayınlar Makaleler İnsanlar Değil Sınırlar Yasadışı
İnsanlar Değil Sınırlar Yasadışı PDF Yazdır e-Posta


Fransa polisi, salı sabahı erkenden liman kenti Calais yakınındaki ve ‘cangıl’ olarak bilinen kaçak göçmen kampını bastı. Çoğu Afgan 278 kişi gözaltına alındı. Barakalar ve çadırlar daha sonra yerle bir edildi. Fransa Göç ve Uyumdan Sorumlu Bakan Eric Besson “insanlık dışı koşulların hâkim olduğu cangılı yıkarak ülkeyi bir ayıptan kurtardık” mealinde açıklamalar yaptı. Göçmen hakları savuncuları olayı “utanç ve dehşet verici bir durum” olarak nitelendirdi. Olay Türkiye medyasında “cangıl yıkıldı” gibi başlıklarla “polisi destekler” bir tarzda küçük verildi. Fransa’da bütün gazetelerin manşetiydi.
Aynı gece İstanbul Kumkapı’da bulunan Yabancılar Şube Müdürlüğü misafirhanesinde ülkelerine geri gönderilmek üzere tutulan mülteciler isyan etti.
Çoğu sınırdışı edilmeyi bekleyen yaklaşık yüz mülteci, kendilerine yemek verilmediğini ve polis baskısı olduğunu iddia ederek protesto eylemi yaptı. Suçlu olmadıkları halde aylardır burada tutulduklarını, işkence görüp aç bırakıldıklarını söyleyen eylemciler, ‘Burası misafirhane değil cezaevi’ sloganı attı. Misafirhanenin camına çıkan küçük çocuklar da “Buradan çıkmak istiyoruz” diye bağırdı.
Aynı günlerde Kırklareli’nde sebep gösterilmeden bir yıldan fazla süredir hapsedilen İranlı göçmenler de açlık grevindeydi. 18 Eylül’de burada bir yangın çıkmış, polis göçmenlere orantısız bir şiddetle saldırmıştı.
Geçen yıl Ekim ayında da kaldıkları ortamın şartlarını protesto etmek için aynı eylemi düzenlemişlerdi. Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin ‘İstenmeyen Misafirler: Türkiye’de Yabancı Misafirhaneleri’nde Tutulan Mülteciler’ raporunda, mültecilerin misafirhane, karakol ve çocuk merkezlerinde dayak yediği, yerde yattıkları, sıcak susuz, böcekli koğuşlarda barındıkları, haftasonları yemek yiyemedikleri yazılmıştı. Geçen yıl Türkiye’ye gelen Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalara Karşı Çalışma Grubu üyeleri de, yabancıları misafirhanelerde kilit altında tutmanın yasal dayanağı olmadığını açıklamıştı.


EN SÖMÜRÜLEN KESİM
Aynı tarihte biri Fransa’da diğeri Türkiye’de yaşanan iki benzer olaya Türkiye medyasının, polisten yana yayın yapmasından başlayıp, kamuoyunun ilgisizliğine de değinerek birçok şey söylemek mümkün.
Önce Fransa’da yaşananlara biraz daha yakından bakalım.
Fransa’nın Manş denizi kıyısının İngiltere’ye en yakın geçiş noktası Calais ve civarı yıllardır göçmenlerin güzergâhı. Başta Afgan, İran-Irak-Suriye Kürtleri, Eritreli, Sudanlı, Somalili olmak üzere, çoğunluğu çok genç insan, insanlığa aykırı koşullarda bazen yıllarca, gecekondu bile denemeyecek derecede ilkel barınaklarda, “Jungle/Cangıl” larda sürünüp, Manş’ı aşmanın yollarını arıyor. Beklerken uyuşturucu, sex işçiliği gibi yeni hayata başlayanlar, hayatlarından olanlar hiçte az değil. Çoğu Afganistan’dan gelen vizesiz göçmenlerin, Fransa üzerinden İngiltere’ye geçme çabaları ve girişimleri Paris’le Londra arasındaki ilişkilerde sık sık sorun yaratıyor. Avrupa ortak göçmen yasasına göre, Avrupa Birliği içinde ilk nereye inmişse bir göçmen, o ülkeye iltica etmek zorunda. İngiltere, bu göçmenleri Fransa’ya, Fransa da nereden gelmişse oraya göndermek istiyor. Fransa geçmiş yıllarda da bölgedeki yasal mülteci kampını kapatmıştı.
Calais kampında yıkım sırasında Mülteciler, polise karşı koymadı. Bir tek el torbalarını ve sırt çantalarını yanlarına alan mülteciler sessizce ağlayarak polisin istediklerini yaptı. Gözaltına alınanların çoğu da çocuk ve gençti. İnsan hakları ve göçmen hakları savunucuları gözaltıları ve kampın yıkılmasını engellemek için incir zinciri oluşturarak direniş gösterdi. Bu sırada kargaşa meydana geldi ve insan hakları savunucularından da gözaltına alınanlar oldu. Göçmenler dışarı çıkarıldıktan sonra kamptaki yerleşim alanları buldozerlerle yıkıldı.
Göçmenlerin çoğu, polislerin geleceğini önceden bildiğinden bir gece önce kamptan tüymüşlerdi. Ama hepsinin, polisler gittikten bir kaç gün sonra tekrardan benzeri çöplüklerde, insanlık dışı koşullarda tekrardan bir araya geleceğinden kimsenin kuşkusu yok. Paryalar gibi oradan oraya sürülen, eve para göndermek zorunda olduğu için göçmenler, kaçak işçi olarak da acımasızca sömürülmekte.


GÖÇMENLERİ SAVUNAN YOK
Dünya medyasının son yıllarda en çok haber verdiği konulardan biri göçmenler. Bu haber de Fransa’dan başka batılı gazetelerinin birçoğunda da manşet oldu. Bizde ne bu haber ne de Kumkapı isyanı değil manşet olmak birinci sayfaya bile çok az çıkabildi. Kumkapı’yı haber yapan gazeteler ise, neredeyse “ göçmenlere rahatlık battı” havasındaydı. Bu yüzyılı, tıpkı geçen yüzyılı nitelendirdiği gibi bir “göçmenler yüzyılı” olarak adlandıranların sayısı hiçte az değil. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin bu yılki raporuna göre, dünyada 42 milyon insan göçmen durumunda. Bunların 16 milyonunu ülkesinden başka bir ülkeye gidip iltiaca talebinde bulunanlar oluşturuyor. Bu rakamlar, evinden ayrıldıktan sonra henüz başka bir yere yerleşmemiş, yollardaki insanları gösteriyor. Oysa yeryüzünde yurdunu terk etmiş ve başka bir ülkede yaşayan 150 milyon insan var. Bütün bu rakamlar bile göçmenlik ve mültecilik ile ilgili ne tür bir durumla karşı karşıya olduğumuzu göstermeye yeter.
Tam da konu akademide, medyada ya da siyasi çevrelerde rakamlarla konuşulduğu için, yukarıdaki haberdeki “Bir tek el torbalarını ve sırt çantalarını yanlarına alan mülteciler sessizce ağlayarak polisin istediklerini yaptı” türü cümleler oldukça önemli. Yukardaki kısa haberin bir önemli cümlesi ise, şöyle: “İnsan hakları ve göçmen hakları savunucuları gözaltıları ve kampın yıkılmasını engellemek için incir zinciri oluşturarak direniş gösterdi.” Göçmenlerin sorunlarının bilince çıkarılabilmesi için yerli halkın göçmenleri bir istatistik olarak görmemesi ve sorunun insan hakları ve demokrasi sorunu olarak değerlendirmesi gerekiyor. Göçmenler her zaman en sömürülen ve en yoksul işçiler oldu. En pis işlerde de her türlü haksızlığa uğratılarak çalıştırılanlar da göçmenler. Göçmenlerin merdiven altında kalmalarının en önemli nedeni ise, tabiî ki yoksul olmaları nedeniyle bir lobilerinin, sahiplerinin olmaması. Türkiye solunun göçmenlere uzak duruşu da anlaşılır gibi değil.
Hâlihazırda göçmen ya da mülteci alan ülkeler arasında yoksul ülkeler başı çekiyor. Sanıldığı gibi, mülteciler yoksul ülkelerden zengin batıya gidebiliyor değil; aksine, kendi yoksul ülkesinden en çok komşu yoksul ülkeye kadar gidebiliyor. Zaten göçmenlerin çoğunu NATO hatta Birleşmiş Milletler gibi kurumlar tarafından desteklenen savaş ve kıyımlardan kaçanlarla; IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi küresel kapitalizmin muktedirlerince dayatılan politikalar yüzünden doğan açlık, kuraklık ve yoksulluktan kaçanlar oluşturuyor. Ancak göçmenlerin çoğu savaş ve yoksulluk ülkesinden bolluk ve barış ülkelerine değil, komşu yoksul ülkelere kaçabiliyor.
Avrupa ya da ABD, göçmenler ve mülteciler konusunda her ne kadar “ yandık, bittik” diye bağırıp, sınırları yükseltmeye çalışsa da dünyanın en çok mülteci alan ülkesi, ABD savaşlarının yükünü çeken ülkeler: Pakistan’da 1 milyon 800 bin, Suriye’de 1 milyon 100 bin ve İran’da ise, 980 bin mülteci bulunmakta. ABD’nin Irak ve Afganistan’daki savaş ve işgalinin konumuzla ilgisi çok açık değil mi? Türkiye’de ise sadece 21 bin göçmen bulunuyor. Türkiyeliler göçmenlerle yaşamayı henüz bilmiyor ve göçmen politikalarının doğrudan düzen eleştirisi olduğunu da bilince çıkarmış değil. Sağ kesim ve sokak milliyetçileri ise, yabancı düşmanı, göçmen düşmanı bir tutum takınarak geleneksel rolünü Türkiye’de de oynuyor.
Göçmenler aslında batıda sağın ve aşırı sağın iç politika malzemesi durumunda ve göçmenlere yaklaşım demokrasinin de göstergesini oluşturuyor. Calais kampının yıkılışı sırasında da buna örnek bir durum ortaya çıktı. Bakan Eric Besson, kampın yıkılışını “suç yuvasının yıkılması” olarak nitelendirirken, solcular ve göçmenlere yardım komiteleri, yıkımı, “problemin yerinin değişmesi” olarak görüyor. Sağın “göçmenler insan kaçakçılığı yapan mafyayı besliyor” tezine karşı solun en güçlü argümanı ise, “Bir ülkeye girişi bu kadar zorlaştırırsanız insanlara kaçakçılara para vermek dışında bir yol bırakmazsınız” biçiminde. Göçmen hakları savunucuları kampın yıkılmasını ‘dehşet verici’ ve ‘insanlık dışı’ olarak nitelendirdi.


KİMSE NEDENSİZ KAÇMAZ
Hâlâ bütün Avrupa basını politikacıları Calais kampını ve göçmenleri konuşuyor. Bizde ise göçmenlerin isyanından sonra, sadece kendilerine “ göçmen haraketi” diyen bir grup insan 26 Eylül’de göçmenlere destek vermek için Kumkapı’ya gitti. Kumkapı’da okunan bildiri şöyle bitiyordu:
“Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde zorla alıkonan, kaçak yaşamaya zorlanan, dışlanan tüm göçmenlerin yanındayız. Çünkü biliyoruz ki insanlar değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlar yasadışıdır. Çünkü biliyoruz ki kimse nedensiz kaçmaz. Çünkü hepimiz göçmeniz; buradayız, kalacağız, yaşayacağız.”

“Kumpakı’daki şartlar cezaevinden kötü”
Kumkapı’daki “ yabancılar misafirhanesi” diye bilinen “ sınırdışı hapishanesi” yle ilgili uzun süreden beri konuyla ilgilenen bir avukat izlenimlerini ve göçmenlerin yaşadıkları sorunları anlattı. Hala “ misafirhane” de müvekkilleri bulunan avukat, müvekkillerine zarar gelmemesi ve basına bilgi verdikten sonra polisin çalışmasını zorlaştıracağı gerekçesiyle ismini gizli tutulmasını istedi. İşte avukatın anlattıkları:
“ Yaklaşık üç yıldır mülteciler/sığınmacılar ve kanunla ihtilafa düşmüş yabancılara ilişkin takip ettiğim çeşitli dava ve hukuki prosedürler nedeniyle Kumkapı’da bulunan yabancılar şubesine ne yazık ki sıklıkla gitmek zorunda kalıyorum. Kişisel gözlemlerime dayanarak Kumkapı’da tutulan herkes (bugün itibari ile toplam 251 kişi) başta hijyen ve sağlık olmak üzere her türlü temel insani gereksinimlere ulaşmakta çok büyük zorluklar içerisinde.
Bir önceki isyandan öncesine kadar misafirhanede tutulan herhangi bir müvekkilinizle görüşmek için ŞUBE’ye (Ben söz konusu mekânı şube olarak nitelendiriyorum. Çünkü başta çalışan tüm personelin polis sıfatına haiz olması ve kurum içerisi hiyerarşi ve fiziksel mekanlar tam anlamıyla genişletilmiş bir karakol niteliğinde) gittiğimizde avukatların üst katlara çıkmasına izin verilmekte idi. Girişin bir üst katında erkekler, ikinci katta ise kadınlar tutulmaktadır. Yukarı çıkarken daha merdivenleri tırmanırken tahammülü imkansız ağır bir koku sizi karşılıyor. Merdivenleri çıktığınız anda karşılaştığınız tablo ise bir utanç verici. Çünkü hemen iki metre ötede koridoru boydan boya kapatan bir parmaklık var ve arkasında yüzlerce erkek yabancı ile karşılaşıyorsunuz. Ama herhangi biri ile konuşmanız yasak her yerde güvenlik kameraları var ve yüksek sesle bağırarak konuştuğunuzda kolluk memurları sizi ikaz ediyor.
Dışardan polisler dışında herhangi bir sivil insanın geldiğini gören onlarca insan parmaklıklara yığılıyor ve eğer müvekkilinizden avukat olduğunuzu öğrenirlerse kendileri ile görüşmeniz için sesleniyorlar ya da müvekkilinizle size pusulalar yolluyorlar. Bir üst katta ise benzer bir manzara kadınlar için söz konusu ama kadınların sayısının azlığı görece daha nefes alınabilir bir havaya müsaade ediyor.
Verilen yemeklerden şikâyetçiler ve dışardan herhangi bir şey almak istediklerinde normalin en az 3-4 katı para ödüyorlar. İlk isyanın hemen akabinde içeride sigara içilmesi yasaklandı. Ama eğer bir paket sigara için 50 YTL ödeyebiliyorsanız veya bir dal sigara için 5 YTL verebiliyorsanız serbest. Kaşarlı bir sandviç için 10YTL para ödediklerini beyan ediyorlar. Yaklaşık 4 ay önce cezaevinden çıktıktan sonra yabancılar şubeye götürülen müvekkilime ( ki müvekkilim beraat etmişti 18 ay tutuklu kaldıktan sonra) polis memurları eğer çay içmek istiyorsa “ avukatına söyle bir kettle ve birkaç kilo çay ve şeker getirirse içebilirsin” şeklinde beyanda bulunmuşlardı.
Şubede kalıyorsanız ve paranız yoksa hiçbir şey yapmanız mümkün değil. Hatta ülkenize geri dönmek istiyorsanız ve uçak bileti alacak paranız yoksa aylarca devletin bu konuda bütçe ayırmasını beklemeniz gerekmekte. Uçak bileti alacak parası olmadığı için bir yıla yakın süredir şubede tutulan insanlar var.
Kumkapı’da geçen yıl yaşanan isyandan sonra üst katlara çıkmamıza izin vermiyorlar. Görüşmek istediğiniz müvekkilinizin adını söylüyorsunuz ve onu aşağıya giriş kata indiriyorlar. O yüzden bir süredir üst katları gözlemlemeniz mümkün olmamakla birlikte aşağıya getirilen müvekkillerimizin beyanlarından hiçbir şeyin değişmediğini biliyoruz.
Zaman zaman kötü muamele şikâyetleri de alıyoruz. Ama bu şikâyetler “ misafirhane”  Zeytinburnu’ndan Kumkapı’ya taşınınca daha azaldı.
Polis memurlarının tutumlarına gelince, defalarca “ kendilerine milyarlar verseler bu yabancıları savunmayacaklarını, nasıl bu kişilerin avukatlıklarını yaptığım” sorusuna maruz kaldım. Tüm yabancı erkeleri potansiyel uyuşturucu satıcısı, tüm yabancı kadınları da potansiyel seks işçisi sayıyorlar ve insan olarak görmeleri gibi bir durum söz konusu değil.
Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki İstanbul’daki herhangi bir cezaevinin koşulları yabacılar şubenin koşullarından çok daha iyi. Cezaevinden çıktıktan sonra yabancılar şubeye götürülen tüm müvekkillerim cezaevine dönmek istediklerini söylediler. Çünkü bu insanlar CMK ve İnfaz Kanunun herhangi bir korumasından yoksunlar. Tüm uygulamalar idari bir pratik şeklinde işliyor ve mevzuatın yetersizliği kolluğa son derece ciddi bir takdir alanı bırakıyor. Örneğin, Cezaevinde bir kişi herhangi bir şekilde akrabalık bağı olmayan ancak idareye isimlerini bildirdiği 3 kişi ile rahatlıkla görüşebilir. Ancak Yabancılar Misafirhanesi bir cezaevi olmamasına rağmen birinci dereceden akrabası olmayan herhangi bir yabancı içerdeki şahısla görüşemez. Cezaevindeki müvekkiliniz eğer hükümlü değil ve tutuklu ise F tipinde dahi olsa onunla görüşmek için vekâletname ibraz etmeniz istenmez. Ama Yabancılar Misafirhanesi’nde kalan biri ile sadece bir kez vekâletsiz görüşme yapmanıza izin verilir vekâletnameniz yoksa ikinci görüşmeyi yapmanız mümkün değil. Ya da cezaevinde iseniz tutulma halinizin kaldırılması için defalarca yargı makamları tarafından inceleme talep edebilirsiniz ve bu karalara itiraz edebileceğiniz üst yargı makamlarını kullanabilirsiniz. Ancak Yabancılar Misafirhanesinde iseniz herhangi bir yargı kararına dayanılmaksızın idari bir yolla özgürlüğünüzden mahrum bırakılırsınız ve buna karşı kullanabileceğiniz herhangi bir adli yargı mekanizması bulunmamakta.”

Selami İnce

 

 

Duyurular